Kayıtlar

Temmuz, 2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
    Gece sessiz koridorlarımda    Parmak üstünde gezer hayallerim    Her gözyaşımı akıttığımda    Kırıkları toplar düşlerim    Yad edilen gönüllere serpilince su    Sızlanıp açılır mabed kapıları    Aradığın hasret mi yoksa matem mi bu    Bulamadığında bendinde o sırrı
    Cenk eder gülüşlerim kalelerimde her sabah    Ansızın bir serçe konar, konar göçer pencerelerime    Nedensiz savunmasızlığım kaderimle bedbaht    Savaşırken duygularımla zararı en çok bendime
    Yollanmamış kargo misali gülüşlerin    Ertelenen hayallerinin ardında    Şimdi gitme vakti, gelir mi ki ardımdan sözcüklerim    Haykırışım hala saklı posta kutularına
    Canı çıkmış bir akrebin kanı mavi    Düşünmeye başladığında böylesine ani    Geç kalınmışlık hali ile yakılan her sigara    Bitmez böyle kavga, bitmez böylesine fani
    Dert ile keder arasına geçer ömür    Bilmeli her saniyesinin değerini    Aşk ile meşk arasında yaşanır ölüm    Toprağındaki mabedin sulanması gibi    Gel etme, eyleme viran gönül    Sev şu zalim dünyanın kahrını    Bir bade için geç kendini, ol gömül    Ne bekler ki senden yarını
    Bitap düşmüş gözlerinin ardından     Her daim beklenen o gemiyi düşün yine    Gönül kapın ansızın çalındığı an    Selam olsun her doğan güneşe
    Yükselen her gece ardında bırakır bir iz    Yarını olmayan çocukluğumun sayesinde    Biriktirilen deniz kabukları mıdır temiz      Yüreğimden düşen hoşça kal izlerinde
    Gülüşün aydınlatır dünyamı her gece    Saç tellerinden ince bu yüreğim    Baharımı getirir dudaklarından dökülen her hece    Kirpiklerinden esas, hasıl olan bu bedenim
    Şiirler miydi benzeyen kadınlara    Yoksa onları yazdıran kadınlar mı şiir    Gözün alabildiğine daldığında uzaklara    Sönmüş yıldızlar misali belki olabilirdim pir
    Ruhumun düşünceleri taşlarken yine şeytan    Hatalı zamanlarım birikir kirli sepetinde    Gecem ile gündüzüm birbirinden ayrıldığı an    Ne değişir, neyi değiştirir ki bu mübadele 
      Ölümün sessizliği eşliğinde geçen bir hayat    Zulmeden duyguların üstesinden gelmek gerek    Leyla bile bırakırken Mecnunu son sözlerdir hasat    Ekilmeye muhtaç gönüllere su serperken ruhundan geçmen gerek
     Plasebo etkisinde yazılan şiirler tadında mı hayat    Yarar veren ne varsa katkı maddesi içerir zaten    Bugüne kadar duymuş olduğun tüm kelimeler bayat    Benimkileri duyduğunda oluşacak kulaklıklarında matem
    Böyle mi hissedermiş insanoğlu    Solduğunda yüreğindeki saçlar    Bir sebepsiz gülümsemeye hasret doldu    Gelip geçici bu hayattan    Kimse bilmez, inemez daha derine    Gizli kapılar ardında büyük bir sır    Çaresiz gözlerle bakar iken çehreme    Kim bilir kimin için o buse sondur
    Bıraktım, olanlar zaten ıraktı    Geç olmadan vakit ruhunu kapattı    Ederi neydi bu dünyanın, sorgularken    Ruhunun saflığı en büyük utançtı
    Ah ile yaşayan ruhlar mıdır vebali    Yeşeren duyguların katili olmak için    Şikayetsiz günlerin olması için habercisi    Etme bulma umuduyla yaptığın her seçim
    Esef ile yıkanan beyinler tadında hayat    Sersefil gülümseme imkansıza yakın    Ego tatminidir sürdüğün o pudra, bayat    Nasıl, neden düşüncesi olmaksızın
    Gün aymıyor, kararmıyorsa yarına    Bitmek bilmeyen cevapların var ise hala sorularına    Uzlaşamadığın an çekip giden çelişkilerinle    Ruhun esen kalsa ne fayda
    Bir sokak lambası altında çaresiz çığlıklarım    Üşümüş kedi yavruları misali ürkek    Bilinmezlikler diyarında dikeni batmış gül yapraklarımın    Bana Sonbahardan başkası gerek    İlkokulda öğretmişlerdi bir, yalnızca bir rakam    Hayatın derslerini çıkarmış olmak gerekirdi    Kimsesiz kalınca o 'bir' bile kazanınca anlam    Sabır taşı muma çevrilirdi    Çok geç oldu ey kalp, kapat artık kapılarını    Bu çocuk deli ama dolu değil artık    Akıtma şu an yum göz yaşlarını    Vakti geldiğinde heybenden çıkart    Eksik kalınca kelamın kaleminden    Karalamak anlamsız gelir    Bulamadığında kafiyeni saatin üçünden    Ne sigaran ne de dumanın ardından gelir
    Kelimeler midir sihirli, yoksa onları yaratan mı ?    Geçmiş midir vakit, yoksa daha gelecek mi ?    Güneşli bir pazar sabahı misali    Dert ile derman kardeş değil mi ?
    Kelimelerle sevişirken yine dün gece    Benliğim vurur en kıyılarıma    Rıhtımsız bir gemi beyin hücrelerimde    Sensizlik ile sessizlik ayrımında
    Düşünceler deryasında bir sandal misali    Eskimeye yüz tutmuş gülüşün    Nedendir bilinmez bedbaht kaderi    İstemsiz bir evham, istemsiz hüzün    Etmek gerek acılarla kimi zaman raks    Hayatın ritimleri pek hoşuna gitmese de    Solumaya mecbur bir dal misali istemsiz refleks    Meftun bir sessizlik ayak izlerinde
      Aşk ile bade arasında var mıdır fark    Dert, olmuş iken dermanın çehresinde    Sokak lambaları misali yok bir fark    Ne gönüller aydın artık ne de hezime

Gün gelir de ağır gelir başın yerli yerinden Savurursun tüm benliğini çorak topraklara Kurutmak için bendini yaş gelir sağ gözünden Çok geç olmadan dön, dön evlat ait olduğun sulara

Gün gelir de ağır gelir başın yerli yerinden Savurursun tüm benliğini çorak topraklara Kurutmak için bendini yaş gelir sağ gözünden  Çok geç olmadan dön, dön evlat ait olduğun sulara
   Anımsaya başlayınca geçmişi    Bir yaprak düşer dalından    Her duyduğunda o hiç sesini    Kaybolma zamanı yokluğunda    Derler zaman ilaçtır her şeye    Bilmezler zamanın ilacını    Derde derman olmaya gebe, her zerre    Unutturur tüm saflığını    Bundandır ki tüm zehr-i kederim    Gelip geçici bu fani hayatta    Ettiğimde susmayı en tabi tercihim    Ne kadar var olabilirsin ki kendi dünyanda.
   Hayat, sunulan bir gül bahçesi nihayetinde    Bilakis düşünceler vermez size kimliğinizi    Almak için şah-ı merdandan bir bade    Gerekir vermek tüm derbederliğinizi.